23 Mayıs 2014 Cuma

 "SOMA'DAN KANLI DERSLER"


         Soma’daki olay aslında çok büyük ibretlik dersler taşıyor kanımca. Haberleri izlerken oradaki ailelerin yerine kendi ailemi, çıkarılan işçilerin yerine de babamı koyup öyle izledim. Bu bakış gerçek de olabilirdi aslında. Hangimiz dünyaya geleceğimiz aileyi seçtik? Mesela benim babam da 3. Köprü in-şaatında çalışıyor olabilirdi ve orada yaşama göz-lerini kapayabilirdi ya da herhangi birimizin annesi, abisi, babası da olabilirdi.

          Benim buradan çıkardığım birkaç sonuç var. Birincisi; kendimize bakınca güzel okullarda okuyo-ruz, gelecekte yapacak işimiz var. Yeteneklerimiz, yetilerimiz var. Fakat biz bu yetilerin ne kadarını insanların elinden tutmak için kullanmak yerine, uyuşuklukla ve rahat düşkünlüğüyle köreltiyor ya da bunları sadece kendi çıkarlarımıza alet ediyoruz sorgulamak gerekir. Peki biz bu yardım bekleyen insanlara “ Sen şöyle bir ailede dünyaya geldin, böyle imkanların vardı, neden bize de yardım etmek yerine bu imkanları gününü gün etmek amacıyla, yakınmakla, yetinmekle harcadın?” dediği zaman bunun hesabını hangimiz verebilecek. Her insan anı potansiyeli taşıyor olabilir ama çevrenin de etkisi önemli. Nice zeki insan etrafındakiler yüzünden, yönlendirilmemiş olmaları yüzünden insanlığa el uzatamadan yitip gitmişlerdir. Tabi ki böyle imkan-sız ortamlarda açan nice güller vardır ama mutlaka onlara da bir şekilde uzanan eller bir yönlendirme ve ya bir ilham kaynağı vardır. Belki izlenilen bir film belki tarlada karşılaştıkları bir insan… O filmi çeken insan da olabilmek var. Bu bilince sahip kişiler, bu yitip giden insanlara el uzatmasa insanlığın hak-kına girmiş olmaz mı? Sonuçta kimse dünyaya gele-ceği ortamı seçmedi, bu yüzden önemli olan yardım-laşmak.

          İkinci olarak çıkardığım ders daha farklı bir bakış. Hayatını aileleri, sevdikleri için hiçe sayabilen, onların rahatı için çocuklarının eğitimi için gözünü kırpmadan ölüme gülümseyebilen merhum ve her an ölümle burun buruna olan işçiler. Zamanın aşk diye adlandırılan bazı ilişkilerine bakıyoruz tabi ki istisnalar hariç günü birlik gönül eğlendirmeleri, şehvet kapşı bakışları ve dokunuşları aşk olarak adlandırıp “aşk” kelimesinin yeri semanın yedi kat yukarısı kadar yüce iken onu yeryüzünün yedi kat aşağısına atıyorlar. Bir tarafta da ailesine canlarını feda edenler, diğer tarafta “ sana âşığım” deyip en küçük hatada ya da başka bahanelerle arkasını dönüp gidenler. BİR DE EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRÜR DERLER!!!

           Tabi ki aşkı ispat etmek, gerçek sevdayı yaşamak için madende çalışmaya gerek yok. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. EĞER YİĞİTSE!!! Aşkın bir ölçütü de fedakarlıktır. İnsan kendinden, rahatından, uykusundan, yemeğinden yani imkanlarından ne kadar fedakarlık yapabiliyorsa; kendini canan yolunda ne kadar hiçe sayıyorsa o kadar büyük bir âşıktır. Kendini âşık olarak adlandıranların bir de o masum madencilerle kıyaslamaları lâzım kendilerini. Herkes kendi imkanlarında bunu tatbik edebilir. Bazen sevdiği de bir mum yakabilsin diye insanlık yolunda, o da bir şeyler öğrensin diye saatlerce uykusundan feda etmek, kendi işlerini daha dikkatli yapıp ona yardım edebilmek için dişinden tırnağından zaman artırmaya çalışmaktır. Herkesin yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır ama.

            Sonuç olarak, insanlığa yardım etmek aslında bence hepimizin yaşam amacı. Tabi ki bu amaca yürüyebilmek için önce hayatta kalabilmek lazım ki insanlar birbirlerine yardım ettiği sürece bu zincir sürekli büyüyecektir. Mum, ateşiyle başka mumları yakmakla ışığından bir şey kaybetmez. Ama şunu da bilmek lazım ki insanlık bir şekilde kendisine el uzatacak birini bulur yani sadece biz varız diye düşünüp benlikte düşmemek lazım ama biz insanlığa yardım etmeye yarın masum insanlar yakamıza yapıştığında hesap verebilmemiz için muhtacız . Bugün bu yardımlar bizim için bir şey değiştirmeyecektir belki ama deniz yıldızı hikayesi gibi onun için çok şey değiştirecek ve bu değişim de biz yardıma muhtaç olduğumuzda bize yetişecek. Fakat en büyük eksiğimiz de düşünceli insanlarını icraatını kendi çıkarlarını düşünen makam sevdalısı, para sevdalısı insanların icraatlarından geri kalması. Sadece düşünmenin yettiğini düşünüp yolu bencil insanlara bırakıyoruz ama hareket olmadan çıkan ses sonuçsuz kalır. Mesela bendeniz kendi düşüncelerimi yazdığım bu yazıdan sonra gidip kendimi haddinden fazla eğlenmeye, dinlenmeye ve ahlaksızlığa vurursam bu laflar sadece yazı da kalırsa BANA DA YAZIKLAR OLSUN. Eğer yüksek kaleleri kötü niyetli insanlar!!! Zapt ederse para için kendi egoları için görevlerini kötüye kullanacak, sorumluluklarını yapamayacak insanlar gelirse bunun hesabını yakamıza yapışan parlamak için bir el, bir söz bekleyen insanlara biz düşünceliydik diyerek mi vereceğiz ? mesleğimizin, cinsiyetimizin ne olduğu önemli değil çünkü insanlığın her mesleğe ve her kese ihtiyacı var, önemli olan kendimizi iyiye kullanmak. Önemli olan çıktığımız kalenin sahibi olmadığımızı bilmek, oraya ışık taşıyarak herkesi aydınlatmaya çalışmak. Eğer yüksekler bir gün başımızı döndürür bizi amacımızdan saptırırsa da geri dönüp aşağı inmeyi bilmek lazım. Yoksa düşüşümüz son derece sert olacaktır, bugün olmazsa yarın.




Bu uzun yazıyı belki gereksiz belki saçma yazıp zamanınızı çaldıysam, başınızı ağrıttıysam özür dilerim.




Yazan: Sezer ÖZER (BİRİCİK KARDEŞİM)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder