11 Aralık 2014 Perşembe

Kolunuzu Dokunmatik Ekrana Donusturen Bileklik

         
       Akıllı bilekliklerin adını son zamanlarda çok sık duyar olduk. Genel itibarıyla spor yapanlara yönelik olan bu bileklikler, birbirlerine benzer özellikler sunuyor.
      Cicret adı verilen bilekliğin ise bu tarz cihazlara bakış açısını değiştireceğini söyleyebilmek mümkün.

    İçerisinde kendi başına çalışabilen bir Android işletim sistemi barındıran Cicret, yan tarafındaki projektörü aracılığıyla ekranı kola yansıtabiliyor. Bileklikte mevcut olan sensörler, bahsi geçen ekrana yapılan dokunuşları algılayabiliyor. Böylece bir Androidcihazda yapılabilecek hemen hemen her şeyi kolumuzda yapmak mümkün oluyor. Kullanıcıların mail alabilmelerine ve gönderebilmelerine olanak sağlayan bu bileklikte internette gezinilebiliyor, harita uygulamaları kullanılabiliyor ve hatta oyun bile oynanıyor. Telefondan bağımsız olarak kullanılabilen Cicret, istendiği takdirde telefon ile bağlantı kurarak görüşmeleri kabul etmeyi sağlayabiliyor ve telefonun hoparlörünü aktif edebiliyor.

    Toplam 10 farklı renk seçeneği sunan bilekliğin üzerinde küçük bir bildirim ışığı bulunuyor. Bu ışık sayesinde bildirim geldiğinde kullanıcı haberdar ediliyor. WiFi, Bluetooth ve Micro USB bağlantıları bulunduğu belirtilen Cicret’in 16 GB ve 32 GB olmak üzere iki farklı sürüme sahip olacağı söyleniyor. Yaptıkları piyasa araştırmaları sonucunda bilekliğin fiyatını 400 dolar olarak belirleyen Cicret’in üreticileri, henüz bilekliğin prototip halde olduğunu ve gereklibağış toplanırsa satışa sunulabileceğini dile getiriyor. Bilekliğin diğer teknik detaylarıyla ilgili ise henüz kesin bir bilgi bulunmuyor.








Yazan: Muhammed Sezgin ÖZER
Kaynak: Log

Ben Seni En Çok Beni Severken Sevdim


 Ben seni en çok beni severken sevdim ve sen beni hep sevdin bu yüzden ben de seni hep en çok sevdim. Ben seni yağmur damlaları toprağa düştükçe daha çok sevdim. Bardağa çay doldurdukça ve şairler şiir yazdıkça özledim ben seni. Güneş doğup battıkça, ay geceye selam durdukça ve karanlıklar dağıldıkça düşledim ben seni. Denizler dalgalandıkça, balıklar nefes aldıkça ve rüzgârda yapraklar sallandıkça daha çok bağlandım sana senin yüzünden. Hem senin yüzünden hem yüzünün güzelliğinden. Güzellik yalan olacak belki bir gün yaş gittikçe toprağa doğru ama ben senin yüzünde gölgelenen güzel ruhunu da sevdim; karlar eridikçe kuşlar ötüştükçe, sarmaşıklar sarıldıkça. Ben seni sevmek için hiç bahane aramadım, ne gerek var ki. Bulutlar parçalı da olsa, hava kapalı da olsa, güneş alnıma alnıma da vursa severim ben seni; işte bahane. Bir vücudu aydınlatan güneş vardır bir de içimi, ruhumu. İşte içimdeki güneş sen olduğun için karanlıkta da severim seni, karda da kışta da. Sen sevilmeye en layıksın diye severim ben seni, seni sevmekle ben şereflenirim, sen de beni sevince ölümsüzlükle bütünleşirim. Her kalp atışımda severim ben seni, ağzımdan her ses çıkışında da, gözümden yaş akışında, bir çocuğun masum bakışında özlerim seni her çiçek kokuşunda ve her ânın anı oluşunda severim seni, özlerim seni. Bahaneye gerek yok, söze gerek yok başka, seni seviyorum cennet dolusu bir aşkla.






Yazan Biricik Kardeşim :SEZER ÖZER

10 Aralık 2014 Çarşamba

YALANCI

      

            

             Teessüf ederim doğrusu bana çok büyük yalan söylemişsin. Hani uzaklardaydın. Başka bir şehirdeydin hani. Ne diye her şarkıda, her notada sen geziyorsun? O zaman yemeklerde, fasulyede, mantarda ne işin var. Mantar dedim de Şirinler geldi aklıma. Herhalde sen de çok şirinsin Şirine gibi ya onun için. Aslında Şirine eline su bile dökemez ama neyse… Bak işte her şeydesin her yerdesin. Her söze giriyorsun, bir yazıyı bile yazdırmadın yine araya girdin. Söylesene en şirin yalancı, hani uzaklardaydın? Madem öyle; kahveme, çayıma nasıl karıştın sohbet oldun şeker oldun? Her sözcüğe, her nefesime sinmişsin ne işin var buralarda senin okulun yok mu?!  Ben de seni her gece yatağında uyuyor sanıyordum, oysa ben her gece seninle uyuyorum, yetmezmiş gibi rüyalarıma da giriyorsun. Hani uzaklardaydın sen. Kalemimde uç olmuşsun, mürekkep olmuşsun, kalemim sen olmuşsun. Yazmıyor ki senden başka bir şey. Burada olduğundan şikâyetçi değilim merak etme ama yalan söyledin, hani başka şehirdeydin? Gerçi her şehirdesin, her yerdesin, ben neredeysem benimlesin. Yollardasın, çimlerdesin hatta. Buradayken araba kullanmıyorum, dayanamam arabayla girerim çimlere diye, dayanamam belki seni hatırlatıyorlar diye. Ama kırgınım sana haberin olsun. Niye yalan söyledin ki? Hani başka şehirdeydin, oysa ta içimdesin. Bu arada bir şey daha söyleyecektim ama neyse benim çayım bitti başka bir çaya görüşürüz.







Yazan Biricik Kardeşim :SEZER ÖZER

MEKTUP

     

              Her şey çok güzel biliyor musun? Ders çalışmak bile zevk veriyor, o kadar. Çayım, müziğim her şey güzel ama yine de bir hüzün var içimde. Anladım ki adı Sensin.  Her  şey tamam hayatımda, geleceğim de sağlam ama sen…  Keşke diyorum yanımda olsaydın, çünkü senin eksikliğin beni çok eksiltiyor. Mesaj yazmak demiyorum ya da telefonla konuşmak. İstiyorum  ki beraber  demleyelim çayımızı, beraber çalışalım dersi. Sağıma baktığımda seni göreyim soluma baktığımda seni, başucumda seni… hayaller kuralım  beraber ve emek verelim el ele. Kaptırmadan kendimizi boş hedeflere, sapmadan yanlış yollara. Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur demiş Yunus. Ne de haklı değil mi? Bırak zor olsun hayaller, dünyaya dalarsan daha mı kolay sandın!? Gel sen de katıl hayallerime, beraber koşalım uzak kalmış, saklanmış diyarlara. İncileri pırlantaları keşfedelim, biz de birer inci pırlanta olalım. Kıralım birbirimizi, üzelim ama olsun birbirimize yuva olalım yine de. Bir anne gibi önce kızıp sonra teselli etmeyi bilelim. Kin gütmeden, çok ileriye gitmeden ve bitirmeden. Karşındakini üzdüğünde kendinin de üzüleceğini bilerek söyleyelim sözleri. Düşmana konuşur gibi değil, aynaya söyler gibi… Bırak onu bunu, bırak her şeyi öyle gel, çünkü bu  kapıdan, aşk kapısından, insanlık, kulluk kapısından , ayrılmadan faniden acı çekmeden derinden geçilmez. Sıradan olmayalım, sıradanlığı yıkan olalım, gel. Tut elimden, hayalini hayalime; kalbini kalbime; umudunu umuduma; ömrünü ömrüme kat. Ben seni kendim gibi sevdim, daha da fazla hatta. Kimse yokken zor günlerde, yanımda sadece kendim vardım; her  yola kendimle çıktım tabi bir de O vardı ama söylemeye gerek yok ; her yemeği kendim için yedim her nefesi kendim için aldım ve ben diyorum ki seni kendimden daha çok sevdimGel kat sevgini sevgime yolumuzda en büyük aşk, kalbimizde güzel bir tat, dilimizde hoş sadalar olsun. Benim hayatım hayallerim kadar, sen de katıl hayallerinle hayallerime ki, hayatın hayatımda olsun. Biliyorum ben de zorum ama benim zorluğum kuru değil inan. Güzel günler, zorlu ama bir o kadar huzurlu günler bizim olur, çünkü çirkin kolaydır güzelse zor. Ve benden sana bir dost tavsiyesi; bu çocuğun değerini bil, her ağzına geleni söyleyip kırma aynanı. Seni seven elbet olur, aşk bir başkasıyla da seni bulur ama gönlü yeter mi başkasının onun kadar, düşün. Başkası sevebilir mi seni onun kadar. En güzel aşk zor olandır. Bu arada kendine iyi bak çünkü çayım bitti.









Yazan Biricik Kardeşim :SEZER ÖZER

En iyisi ben bir çay demleyeyim


Gerçekten benim bir suçum yok, inan ki her şey  atalarımızın yüzünden. Onlar demiş kahve bahane diye. Ben de onu kullandım masumca. Ben kahve içmezdim pek, senede bir işte. Ama o gün kahve tiryakisi oldum sayende. Kahveden mi senden mi bilmiyorum ama galiba seninle içilen kahveden. Hani sordun ya bana kahve yaparken, bardak mı fincan mı diye, ben o güne kadar hiç bardakla içmemiştim ama içimden DEMLİKLE demek geldi, çok olsun, bol olsun diye. Bir kahvelik sürem ve hakkım vardı çünkü. Sonra gidecektim.

O günden önce bir fincan kahveye bile ‘niye bitmiyor bu’ derken o gün bir bardak kahve bitmesin diye dua dua yalvardım. Utanmasam telveyi bile içerdim.

Şimdi her kahvemde, her sohbetimde, her telvede ve her falda sen varsın. Çay alınmasın ama senin kahven bir başka güzel. Ama şimdi bana kahve yapacak bir sen yok yanımda en iyisi ben bir çay demleyeyim. Görüşürüz…






Yazan Biricik Kardeşim :SEZER ÖZER

  AŞK VE GURUR


      Bir gün yine çay demledim ama bir baktım o da ne!!! Şeker bitmiş. Çayı şekersiz de içebiliyorum ama çayda şeker ayrı bir güzel. Ben de çaya şeker yoksa müzik atarım dedim ki müzik bana ne dedi peki !? ‘’ Gururunu dost sanıp aldanıyorsan ( Bora Duran- İnsan) ‘‘. Gurur en büyük düşmanı aslında aşkın değil mi? Gururundan söyleyemediğin birkaç kelime insanı belki de bir ömür yalnızlığa hapseder ve nice güzel sözleri söylenmeden karanlığa mahkûm eder, çöpe atar değil mi? Gurur ve aşk bir arada olmuyor gerçekten. Ve işte sana fırsat, kendini aş gururu bırak al gönlümü. Tamam, gönlüm sende zaten ama biraz hasarlımsı. Tam da şu an güzel sözlerine çok ihtiyacı var ve onun merhemi sende, senin 13 harfli belki 16 harfli cümlende. Tedaviye muhtaç bir hasta gibi gönlüm üstelik her tedaviye hazır ve nazır. İster iğne, ister serum, ister hap sen yaz reçetemi. Ama çabuk olsun lütfen. En büyük engeldir gurur gönüller arasında, bu yüzden aş kendini gel bana. Çok bekletme bizi, ömür tükeniyor katre katre her saniye, bugün varız yarın meçhul. Hem düşünsene… AAA!!! Çayı ocakta unutup yazıya daldım sonra tekrar görüşmek dileğiyle. 




Yazan Biricik Kardeşim :SEZER ÖZER

MESLEK



Dünya. Hayat. Ömür. Ölüm. İhtiyaç. Meslek. Çok garip ve üzerine düşünülmesi gereken kavramlar. Çünkü insan dünyaya gelmiştir ve bir hayatı vardır ama bu ömrü bir kere sadece bir kere geçirecektir ve sonra ölecektir. Bu yaşam boyunca eline geçen fırsatları ne kadar değerlendirebilirse hayatı da o kadar değerlendirmiş olur. Ve bu hayatı sürdürebilmek için maddi ihtiyaçlarını karşılaması gerekir, bu ihtiyaçlar için para ve para için çalışmak yani bir meslek. Sadece bir kere ele geçecek bir ömür de seçilecek bir meslek bu yüzden tüm hayatı etkileyecektir ki zaten zamanın çoğu işte geçmiyor mu!? Bu yüzden bir meslek parası için mi seçilir yoksa ele geçecek o bir kerelik hayatı güzelleştirmek, mutlu olmak için mi? Bazen insanlar deli gibi zengin olur ama huzur fakiridir. Birçok örnek vardır zengin olup da huzursuzluktan hayatına kendi elleriyle son veren. Bu yüzden aslında meslek seçerken öncelik sevilen bir iş olmalı bence, çünkü giden zamanın affı yok geri gelmiyor. Bir saat bir saattir ve bir saatte çok şey yapışabilir. O bir saat bir kere ele geçer diğer saatler başkadır. Tarlaya bir mahsul ekilince iyi değilse zaman geri alınmaz ve zarara girer insan, biçtiği zaman ektiğini aç kalır belki de ama idare eder başka zaman başka tohum eker fakat ömür tarlası tek kullanımlıktır.






Yazan Biricik Kardeşim :SEZER ÖZER

 Çay umurumda değil


                     Ben seninle soğuk havaları da sevdim. Önceden nefret ederdim, çünkü çayım daha çabuk soğurdu. Kıyamazdım ki onu içmeye, onun için yudum yudum ıslatırdım yüreğimi çayla, damla damla ısıtırdım. Sonra soğurdu ben de sinir olurdum. Ama seni sevdim seveli soğuk havaları da sevdim. Çay umurumda değil, çünkü içimi artık seninle ısıtıyorum, tabii sen yanımdayken. Yokken de sevdan ve hasretin ısıtıyor zaten. Üstelik hiç soğumuyor senin sevdan biliyor musun!? En çok da elimi ısıtmak için iki elinin arasında ovuşturman sevdirdi bana soğukları ve sen yokken sırf hatırlatıyor diye seni, seviyorum namussuz soğukları. Belirdin ya el ele değmesinin, tutuşmanın gerçek anlamını ve değerini; öyle tutup ısıtırdın ellerimi. Benimsin, seninim demekti. Güven bana hep yanındayım, seninleyim demekti. Bu eller benim değil senin tıpkı kalbim gibi demekti ve sen yine ısıtırdın ellerimi ellerinde. Değeri yerlere atılmış anlamı çiğnenmiş olsa da biz gerçek değerini bilirdik. AH AH! İçim yandı hasretinden en iyisi ben biraz çay serpeyim ateşime.       




Biricik Kardeşim: SEZER ÖZER

Bir Ben Daha Demle

              

         Çok özlersen beni şayet, canın hiç bir şey yapmak istemezse eğer, ille de sığınacak bir yuva gibi özler de beni istersen ama aramızda uzun uzun yollar ve günler varsa; önce gökyüzüne bak eğer görebiliyorsan. Çünkü dualarımı gökyüzüne salıyorum her an ki; yolun, bahtın güneş gibi aydınlık cennet kadar huzur dolu olsun diye ve bunu düşün. Ola ki göremezsin gökyüzünü, zindanda dahi olsan duvarları gör ve senden başka her şeye herkese duvar çektiğimi hatırla ve ne çok sevildiğini her an düşündüğümü seni bil. İngilizce de bir deyim vardır ‘’ learn by heart’’ sen de seni sevdiğimi aklınla değil kalbinle kavra ve hisset rahatla. Bir gün deniz görürsen ve beni özlersen denizler kadar çok bil deryalarca yakarış yolladığımı Yaradan’a vuslat arzusuyla. Ateş görürsen veya yangın ya da güneşi bile görsen beni hatırla ve benim de içimde bir yangın bir güneş, akıl almaz kalp dayanmaz bir ateş yandığını bil hasretlikten ve sevdadan. Su içersin bir gün aklında yine ben ve yine bir deli özlem, işte topla dünyada ki bütün suları, yine de söndüremez o büyük nârı. Nâr-ı aşk-ı çeşm-i siyah var ben de senin adına ve bu yüzden ne zaman karalar görsen saçlarını koklamaya can attığımı okşamaya yürek yaktığımı bil. Yeşillikler görürsün, cıvıl cıvıl kuşlar ötüşür, çimler mis… Lakin sen de tat yoktur ayrılıktan dolayı yine hasret yine ben varımdır aklında hayalinde, ellerimi özlemişsindir belki ya da gözlerimi yahut ellerini tutup gözlerine bakarak okumamı ‘’Desem ki...’’ yi; düşün ki o bağ bahçe işte benim kalbimdir aslında yeşillikler seni sevdikçe yeşerir canlı kalır, sen beni sevdikçe içimdeki kuşlar cıvıldaşır. Mavilikte solu beni; yağmurlarda kokla; çiçeklerden dinle; ağaçlardan topla aşkımı ve kendine sakla sadece; kuşu asla kaçırma, ölmesin cancağız yazıktır. Gölgelerde gör bizi, gölgede bıraktığımızı herkesi. Kaldırımlarda izle aşkımızı ve aşkın adını nasıl yukarı kaldırdığımızı. Ve bir akşam vakti dışarıda yağmur veya kar; içerisi sıcacık, sen yorganın altında belki beni yine özlersin delicesine işte o zaman bir çay demle ve beni yudumla, sıcak sıcak içini ısıt benimle ve beni bir kez daha çok sev bana yine âşık ol ve beni hatırla, seni düşündüğümü düşün rahatla ve bir ben daha demle sonra.






Yazan Biricik Kardeşim: SEZER ÖZER

Dünyada Yaşamış En Zeki İnsan William James Sidis

         william james sidis-gerçek bilim



        1 Nisan 1898’de doğan William James Sidis tarihte en zeki adamlardan biri olarak biliniyor. Babası Boris Sidis, Harvard Üniversitesi‘nde psikoloji ve psikiyatri eğitimi veriyordu. Annesi Sarah ise bir tıp doktoruydu. William’ın ilginç ve bir o kadar da trajik olan hikayesi henüz 6 aylık iken alfabeyi  çözmesi ile başlıyor. 18 aylık olduğunda New York Times okuru olan William; 3 yaşına geldiğinde ise Latince öğreniyor. İlkokul çağına geldiğnde ise ilkokul birinci sınıfı birgün,ikinci sınıfı bir kaç gün, üçüncü sınıfı üç ay, dördüncü sınıfı bir hafta, beşinci sınıfı onbeş hafta; altı ve yedinci sınıfları beş buçuk hafata süreyle bitiren William, 8 yaşına basmadan İngilizce, Latince, Yunanca, İbranice, Fransızca, Almanca ve Rusçayı konuşabiliyor,anatomi üzerine makaleler yazıyor ve günlük gazeteleri okuyordu.  Haliyle bu süre zarfında  medyanın çok büyük ilgisine maruz kalıyor ve defalarca New York Times’ın manşetlerinde kendine yer buluyor.


      8 yaşında Harvard Üniversitesine başvuran ve bütün yazılı sınavları başarıyla geçen William,  Harvard Üniversitesi karar kurulunca yeterince duygusal yoğunluğa ulaşmadığı gerekçesiyle Harvard’ın kapısından 8 yaşında geri dönüyor. 11 yaşında tekrar kapısına dayandığı okula bu sefer kabul edilen William, aynı sene dört boyutlu objeler hakkında Harvard’da ders vermeye başlıyor. Her ne kadar verdiği dersler fakülteden bağımsız özel olsa da konferanslarında hitap ettiği kitle arasında Harvard’da görev yapan öğretim görevlileri de yer almakta.  Harvard’daki eğitimini 16 yaşında tamamlayan William, hukuk eğitimi almaya başlar.

                      220px-William_James_Sidis_1914


William’ın Harvard’daki Transkripti 

       Hayatı boyunca dört kitap kaleme alan, 40 dil konuşabilen ve bunların yanı sıra Vindergood adında bir de dil üreten William’ın hayatı hukuk eğitimi almaya başladıktan  sora farklı bir yönde ilerlemeye başlar. Nitekim Marksist bir görüşe sahip olan William 1 Mayıs gösterilerinde hükümet tarafından tutuklanarak  hapse atılmıştır. Ailesinin sahip olduğu çevre sayesinde hapis cezasını evde geçiren William, gerek sahip olduğu görüş ve katıldığı eylemler, gerek ateist olmasından ötürü çok ciddi ve ağır eleştirilere maruz kalmıştır. Genç yaşta parlak zekasıyla manşet olduğu gazetelere artık ağır eleştirilerle konu olmaya başlamıştır.  Hayatının geri kalan kısmı bilimden uzak geçiren William, gündelik çalıştığı işlerle hayatını idame ettirmiş  ve 17 Temmuz 1944’te hayatını kaybetmiştir. Serebral Hemoraji yani beyin kanamasından öldüğü belirtiliyor  


transcript2.transkript


     William James Sidis aslında zamanının kurbanı olmuştur. Gerçekten bu dahiyi değerlendirememek affedilemez bir hata olmuştur. William James Sidis’in IQ’süne ilişkin hiç bir yazılı kaynak olmadığı fakat IQ’sünün zamanın şartlarında en yüksek seviyede tespit edildiği varsayılıyor. Ölmeden önce kardeşinin onu bir psikoloğa götürerek IQ testine soktuğu ve ölçülen IQ’sünün 250 ila 300 arasında olduğu karısı tarafından belirtilmiştir. Bu dahinin o zamanlar daha mevzu bahsi bile geçmeyen, The Animate and the Inanimate (1925) adlı makalesinde uzayda ışığı bile yutan (kara delik) termodinamik  alanlardan bahsetmiştir.




Kaynak : Fizikist
          http://en.wikipedia.org/wiki/William_James_Sidis
          http://www.gercekbilim.com/dunyada-yasamis-en-zeki-insan-william-james-sidis/



Stephen Hawking’in Hayatının Filmi Her Şeyin Teorisi

        hawking herşeyin teorisi

            Ünlü bilim adamı Stephen Hawking ‘in hayatını konu alan Her Şeyin Teorisi (Teory of Everything) 27 Şubat  2015’de gösterime girecek ilginç filmlerde biri. Film, modern bilim ve teknoloji tarihini değiştiren İngiliz fizikçi ve teorisyen Stephen Hawking’in hayatından bir kesiti ele alıyor. Odak noktası olarak Hawking’in 1965 ve 1991 yılları arasında evli kaldığı ilk eşi Jane Wilde ile olan ilişkini konu alan filmde, öğrencilik yıllarında başlayan ilişkilerine, birlikte bilim adına yaptıklarına ve hastalık teşhisiyle yaşadıkları sarsıntılara tanık olacağız. Filmin yönetmen koltuğunda ‘Man on Wire’, ‘Project Nim’ ve ‘Shadow Dancer’ filmlerinin Oscar ödüllü yönetmeni James Marsh bulunurken başrolleri Felicity Jones, Eddie Redmayne ve Emily Watson paylaşıyor. 

Stephen Hawking Kimdir ? 

      Stephen Hawking 8 Ocak 1942’de Oxford İngiltere’de doğdu. Gençlik yıllarında bilim ve gökyüzü tutkusu haline geldi. 21 yaşına geldiğinde Cambridge Üniversitesi’nden Kozmoloji alanında eğitim görürken,  ALS (Amiyotropik Lateral Sklerosis) hastalığı teşhisi koyuldu. Bu ölümcül hastalığına rağmen fizik ve kozmoloji üzerine çığır açan bir çalışma ve herkesin erişebileceği kitaplar yazarak insanlığa yardım ediyor. 

Gençlik Zamanları 

     Frank Isobel Hawking’in dört çocuğundan en büyüğü olan , Stephen William Hawking Galileo’nun 300. Ölüm yıldönümünde doğdu. Annesi Isobel Hawking Oxford Üniversitesi’ne 1930’larda gitmeye hak kazanan birkaç kadından biriydi. Babası Frank Hawking ise tropikal hastalıklarda özelleşmiş Oxford mezunu saygı duyulan bir tıbbi araştırmacıydı. Hawking 2.Dünya Savaşı’nın zorlu dönemlerinden birinde doğdu. Babası ilk çocuğunun zarar görmemesi için karısını Londra’dan Oxford’a götürdü. Hawkinglerin diğer çocukları Mary  1943, Philippa 1947’da doğarken, diğer erkek kardeşi Edward 1956’da evlat edinildi. Hawking’ler oldukça eksantrik bir aileydi. Akşam yemekleri sessizce yenirdi ve her Hawking kitap okumayı severdi. Ailenin arabası  eski bir Londra taksisiydi. Hawking’ler bodrumda arı besler, seralarında havai fişek yapardı. 1950’de Hawking’in babası Ulusal Tıbbi Araştırma Enstitüsü’nde Parazitoloji Bölümü’nün başına geldiğinde Stephen’ın tıbbi eğitim almasını istedi. Fakat Hawking bilim ve gökyüzüne tutkun olduğunu küçükken bile göstermişti. Annesi,” Stephen her zaman güçlü bir keşfetme duyusuna sahipti. Onu ancak yıldızların mutlu edebileceğini anlamıştım.” Olarak hatırlıyor. Akademik hayatını başlarında parlak bir öğrenci olarak hatırlansa da istisnai değildi. Tahta oyunlarını severdi. 16 yaşına geldiğinde toplama parçalarla basit matematik denklemlerini çözecek bir bilgisayar bile yapmıştı. Kızkardeşiyle tırmanmayı farklı yolları izlemeyi severdi. Dans etmeyi , kürek çekmeyi severdi. Ta ki 17 yaşında Oxford Üniversitesi’ne girene kadar. Sonrasında fizik özellikle de kozmoloji alanında yoğunlaştı. Hawking kendine göre günde ancak 1 saat okula ayırabiliyordu. Asla çok çalışmamıştı. 1962’de ise Cambridge Üniversitesi’nden kozmoloji doktorası aldı. 



ALS Teşhisi 

1963’e kadar ALS probleminin pek farkında olmayan Hawking , 1963’de Cambridge’de ilk yılına kadar tökezleyip düşene ve konuşması bozulana kadar bir değişiklik yaşamadı. Çoğu zaman hissettiği ufak zayıflıkları kendine sakladı. Babası hastalığını farkettiğinde onu doktora götürerek, 21 yaşındaki öğrenci için evi bir kliniğe döndürüldü. Sonunda Hawkinglerin çocuklarının ALS ‘nin ilk safhalarında olduğunu öğrendiler. ALS basitçe tanımlarsak, kasları kontrol eden sinirlerin çalışmayı bırakması denebilir. Doktorlar Stephen Hawking’e iki buçuk yıl ömür biçti. Bu haber Hawking ve ailesi açısından tabiki yıkıcıydı. Sonrasında hastanede bir müddet daha kaldıktan sonra taburcu edildi. Hawking’in hastalığı öğrenmesi daha önce yeterince önem vermediği derslerine yoğunlaşmasına ve ve doktorasını kazanmaya giden yolda çalışmasına yol açtı. Artık hayatından sıkılmıyordu ve hayatı daha dolu yaşamak istiyordu. ALS teşhisi konulduktan kısa bir süre sonra yeni yıl partisinde genç bir öğrenci olan Jane Wilde’la tanıştı. Aşık olduğu kadınla 1965’te evlendi.


        1965-wedding_1387954i

Kara Delik Araştırması

   Genç Kozmolog Roger Penrose yıldızlar ve kara deliklerin oluşmasına ilişkin araştırmasından sonra, Hawking evrenin nasıl yaratıldığına kafa yormaya başladı. Böylece kara delikler ve evrene ait düşünceleri yeniden şekillendirerek yeni bir kariyere adım attı. Hastalığının etkileri giderek yavaşlasa da, 1969’a doğru fiziksel kontrolü giderek azaldı ve sonunda tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kaldı.1968’te ilk çocuğunun doğmasından 1 yıl sonra Hawking, Cambridge Astronomi Enstitüsü’nün bir üyesi oldu . 10 yıl sonrasında ise Timothy adında bir oğlu oldu.  İlk kitabı hayli teknik olan Large Scale Structure of Space-Time ‘ı (Uzay-Zamanın Büyük Boyuttaki Yapısı) 1975’te bastı. Ayrıca Penrose ile ekip oluşturarak onun çalışmasını genişletti. 1974’te ise Hawking’in araştırması bilim dünyasından ünlü olmuştu bile. Araştırmada kara deliklerin bilgi boşlukları olmadığını gösterdi. Basitçe anlatılırsa, madde radyasyon formundadır ve çökmüş bir yıldızın çekiminden kaçabilir. Böylece Hawking radyasyonu doğdu. Bu çalışması bilim dünyasından büyük heyecan yarattı. Sadece 32 yaşındayken, Kraliyet Akademisi üyesi olarak kabul edildi. Ayrıca sonrasında en prestijli ödüllerden Albert Einstein ödülünü aldı. 1975’te Roma’ya giden Hawking Pius XI Bilim Madalya’sını Papa VI. Paul’den aldı . Sonrasında Caltech’te ve Gonville & Caius Koleji’nde profesör olarak çalıştıktan sonra, 1979’da Hawking tekrar Cambridge Üniversitesi’n döndü. 1663’den beri sadece 14 kişiye verilen  Lucasian Matematik Profesörü ödülüne layık görülmüştür. Bu ödüle layık görülenlerden biri de Sör Isaac Newton.


                                          CEViZ-KABUgUNDAKi-EVREN-CiLTLi-_36500_1


                                                   Evrenin Kısa Tarihi

 Hawking’in kariyerinde hızla ilerlerken, sağlık durumu da giderek kötüye gidiyordu. Konuşması giderek bozulmaya başlasa da halen anlaşılıyordu, hatta halen yataktan çıkabiliyor ve kendini besleyebiliyordu. 1985 yılında trakeotomi ameliyatı geçirdi ve sesini tümüyle kaybetti. Soluk borusuna yapılan bu ameliyat nedeniyle 24 saat doktor gözetiminde tutulması gerekiyor Bu nedenle Hawking’in işleri tehlikeye girdi. Sonrasında göz ve kafa hareketiyle konuşmayı sağlayan özel bir bilgisayar programının icadıyla bilgisayar yardımıyla konuşmaya başladı. Bu buluş sayesinde Hawking konuşma sentezleyicisinden gelen kelimeleri bilgisayar ekranından seçerek konuşuyordu. Başlarda elinin parmaklarıyla bir tıklayıcıya tıklayabilirken, bugün vücudunda kontrol kalmadığından çenesine tutturulan bir sensör sayesinde konuşuyor. 1988’e gelindiğinde Zamanın Kısa Tarihi adlı uluslararası çalışmasını yayınladı.  Bu kısa bilgilendirici kitap kozmolojinin geniş kesimlere ulaşmasını sağladı. Tüm dünyada 25 milyon kopya sattı ve 40 dilden fazla dile çevrildi. Yine de bu kitabı anlamak çok kolay değildi. Sonrasında Hawking, 2001’de Ceviz Kabuğundaki Evren kitabını illüstrasyonlarla gösterdi. 4 yıl sonra ise Zamanın Daha Kısa Tarihi kitabını yayınladı. Hawking’in bu kitaplarda ve araştırmaları boyunca fiziğin kutsal kasesi kozmoloji ve kuantum mekaniği teorilerini birleştirerek evrenin başlangıcını açıklamaya çalışıyor. Bu kadar hırsla yapılan çalışmalardan sonra ise Hawking evrenin 11 boyutlu olduğunu iddia ediyor. Ayrıca Hawking zaman yolculuğunun mümkün olduğunu düşünüyor ve insanların gelecekte bir gün diğer gezegenlerde kolonileşeceğini düşünüyor. Hawking Virgin Galactic ‘le uçmak için bilet alan uzay turistlerinden biri. 2007’de bu konuyla ilgili sorulan bir soruya şöyle cevap verdi, “ Çoğu insan bana neden uzay yolculuğuna çıktığımı soruyor. Ben bunu bir çok nedenden dolayı yapıyorum. En başta Dünya’da bir gün hayatın global ısınma, nükleer savaş ya da virüs gibi felaketle yok olabileceğini düşünüyorum. İnsan ırkı eğer uzaya gitmezse bir geleceğe sahip olamayacak. Bu nedenle kamuoyunu uzaya karşı cesaretlendirmek istiyorum” diyor. 2010 Eylül ayında ise Hawking, Büyük Tasarım(Grand Design) kitabındaki, Tanrının evrenin yaratmış olabileceği fikrine karşılığı hakkında konuştu. Hawking daha öncesinde modern bilimsel teorilerle bir yaratıcı inancının bağdaşabileceği konusunda tartışmıştı. Yeni çalışmasında buna rağmen, Büyük Patlama teorisinin fizik kanunlarının sonuçlarından kaçamayacağı ve başka bir şey olmadığı olarak bağlıyor. “Çünkü orada çekim yasası var, evren kendi kendini hiçlikten yaratabilir ve yaratacaktır. Evrenin ve bizim niçin var olduğumuzun cevabı orada hiç bir şey değil de, bir şeylerin olduğuna dair bir neden olabilir,” diyor Hawking. Büyük Tasarım kitabı Hawking’in son 10 yılda yayınladığı ilk büyük yayındır. Bu çalışmasıyla Hawking ,Sör Isaac Newton’e evrenin bir Tanrı tarafından tasarlanmanın gerekmediğini ,çünkü kaostan doğmadığını belirtmiştir. “ Evrenin yaratarak onu çalışır kılması için bir Tanrıya yalvarmaya gerek yok,” Hawking diyor.


M teorisinde aynı evrende bizim galaksimiz gibi galaksilerin olduğu gibi yaşam barındıran farklı evrenlerin de olabileceği öngörülüyor.

    Stephen Hawking ‘in hayatının konu alındığı Herşeyin Teorisi” The Theory of Everything “filminde Hawking’i Eddie Redmayne oynuyor.  Film 27 Şubat 2015′de  gösterime girmeden önce 25 Şubat’ta ünlü matematikçi Alan Turing’in 2. Dünya Savaşı’ndan Enigma’nın şifresini kırmasını konu alan Yapay Oyun filmi gösterime girecek. Bu filmin IMDB puanı 8,5 iken, Herşeyin Teorisi  filmi 7,9 puanda seyretmekte. Eğer bilimsel konular ve dahilerin hayatından hoşlanıyorsanız iki film de izlenebilir.



Stephen Hawking ‘den önemli sözler… 
  • Biz sıradan ortalama bir yıldızı olan ufak bir gezegendeki gelişmiş maymun türleriyiz. Ancak evreni anlayabiliyoruz. İşte bu bizi çok özel kılıyor. 
  • Hayatım boyunca büyük sorularla yüzleşmekten büyük zevk aldım ve onlara bilimsel yanıtlar vermeye çabaladım. Belki de bu yüzden fizik üzerine yazdığım kitaplarla Madonna’nın seks üzerine yazdığı kitaplardan daha çok kitap sattım.
  • Eğer biz de bilim adamlarının anladığı şekilde nükleer savaşın ve bunun getireceği yıkımın etkilerini görebilirsek, insanoğlunun eylemlerinin ve teknolojinin de bir şekilde iklim değişikliğine neden olduğunu, belki de sonsuza kadar dünya üzerindeki yaşamı etkilediğini öğreniriz. Biz dünyada yaşayan insanlar, bilgilerimizi, deneyimlerimizi paylaşmakla yükümlüyüz.
  • Bence beyin bilgisayar gibi bir program. Dolayısıyla teoride beyni bilgisayara kopyalamak mümkün. Bu sayede bedenen öldükten sonra bile bir yaşam formu oluşturulabilir. Ancak şu anki imkanlarla bunu gerçekleştirmemiz mümkün değil.
  • Bir süper kahraman olmayı seçecek olsam Superman olurdum. Superman’de bende olmayan her şey var.
  •  Bilimi anlamaya başlamadan önce, Tanrı’nın evreni yarattığına inanmamız doğaldı. Fakat artık, bilim çok daha ikna edici bir açıklama sunuyor. ‘Tanrı’nın aklını okuyabileceğiz’ sözüyle kastettiğim şayet bir Tanrı söz konusu olsaydı, ki yok, bu Tanrı’nın bileceği her şeyi bilebileceğimizdi. Ben, ateistim.
  • Evrenin sınırlılığı hakkında çok önemli bir şey olmalı, sınırsız bir evrenden daha özel ne olabilir?
  •  Milyonlarca yıl insan türü hayvanlar gibi yaşadı. Ancak sonra bir şey oldu tüm hayal gücümüzü ortaya çıkaran. Konuşmayı ve dinlemeyi öğrendik. Konuşma fikirlerin iletişimini sağladı, insanlığın birlikte çalışıp imkansız şeyler başarmasını da. İnsan türünün en büyük kazanımları konuşma ile geldi, ve en büyük hataları konuşmamaktan. Böyle olmamalı. En büyük umutlarımız gelecekle birlikte gerçek oluyor. Teknoloji kullanımı ile, imkanlar sınırsız. Sadece konuşuyor olduğumuzdan emin olmamız gerek. 
  • Yaptığım şey evrenin başlangıcının bilimsel kurallarla açıklanabileceğinin mümkün olduğunu göstermekti. Bu sayede, evrenin başlangıç kararının bir Tanrı’ya başvurularak açıklanmasının gereksizliği ortaya çıkar. Bu bir Tanrı’nın olmadığını kanıtlamaz, sadece Tanrı’ya bir ihtiyaç olmadığını gösterir. 
  • Zaten var olan yollar üzerinden gelecek olan mükemmel bir teoriye inanmıyorum. Bizim yeni bir şeye ihtiyacımız var. Bunun ne olabileceğini tahmin edemeyiz ya da ne zaman bulacağımızı çünkü eğer bilseydik, çoktan bulmuştuk da! Bu 20 yıl içerisinde gelmeliydi, ancak belki de hiç bulamayacağız. 
  • Doğu Mistisizminin evreni bir illüzyondur. Onunla kendi çalışması arasında bir bağ kurmaya çalışan fizikçi, fizikçi olmaktan çıkmıştır. 
  • Kozmoloji üzerine ne zaman ders verilse, ben Büyük Patlamadan önce ne olduğunu sık sık sormuştum. Önce’nin olmadığı, şüpheyle karşılanır. Çünkü Büyük Patlama zamanın ortaya çıkışını sağladı, bir şey ona sebep olmuş olmalıdır. Fakat ‘neden’ ve ‘etki’ zamana ait kavramlardır. Ve zamanın varolmadığı durumlara uygulanamazlar. Bu yüzden soru anlamsızdır. 
  • Zamanı meydana getirmeye Tanrı’nın sebep olduğunu söylemek ne manaya gelir? Sebeplilik zamansal bir etkinliktir. Zaman daima sebep olunmuş şeyden önce var olmalıdır. Tanrı’nın naiv imgesinin evrenden önce varolması, ‘zaman’ önceden yok idiyse açıkça saçmalıktır.
  •  Bu durum, zamanın, her şeyin başlangıcı olduğu anlamına gelir. Her şeyin nasıl başladığını anlayabilmek içın evrenin dışında bir güç aramaya çalışmamalıyız. 
  • Belli ki Tanrı yalnızca zar atmakla kalmıyor, ayrıca gözleri kapalı oynuyor ve ara sıra da zarları görülemeyecek yerlere atıyor. 
  • Evrenin oluşumu bilimin gerçekliğine dayanır. Ama bu hiçbir şekilde, Bilim Kuralları’nı koyan ve onları da yaratan bir Tanrı olmadığı anlamına gelmez. 
  • Sessiz insanlar en gürültülü zihinlere sahiptir.


      The Hawking Excitation









Kaynaklar  : http://tr.wikiquote.org/wiki/Stephen_Hawking http://www.biography.com/people/stephen-hawking-9331710#space-travel-and-further-fame http://www.gercekbilim.com/bir-dahinin-inanilmaz-hayati-stephen-hawking/






     Zaman Neden Geriye Değil, İleri Doğru Akar ?



zamanda geriye gitmek Physical Review Letters jurnalinde yayınlanan bilimsel bir araştırmada, bir grup teorik fizikçi “Zaman Oku” konseptine farklı bir açıdan bakarak zamanın evrensel boyutların nasıl dışına çıktığını inceliyor. Bu konseptte zamanın durmaksızın neden ileri gittiği tanımlanıyor. Genelde geçmiş zaman hipotezinde termodinamikler tarafından yürütülen düşük entropi seviyesiyle başlar ve entropi giderek artar. Ceviz kabuğunda düşük entropi geçmişken, yüksek entropi gelecek olarak bilinir ve bu konsepte termodinamik zaman asimetrisi denir. Aslında entropi basitçe bir sistemdeki düzensizlik olarak bilinir. Örneği bir gazın odayı doldurması ya da buzun erimesi entropiye güzel bir örnektir. Bu örneklerde tersinmez entropi( düzensizlik) gözlenir. İşte bu örneği evrensel boyuta yani Büyük Patlamayla (Big Bang) evrenin doğuşuna uygularsak başlangıç aşaması düşük entropi ya da minimum entropi olarak adlandırılır . Sonsuz sürede Evren genişleyip soğudukça bu devasa sistemin entropisi artacaktır. Bu nedenle zaman hipotetik olarak entropinin derecesiyle bağlantılıdır. Fakat bu fikirle ilgili bazı sorunlar var. 
     

      ANALİZ: Evrende Fıtık Edecek Bir Lazer Büyük Patlama sonrasında yapılan birkaç ölçüm,  Büyük Patlama anında ortamın sıcak ve son derece düzensiz ilkel parçacıklardan oluştuğunu gösteriyor. Evrenin sonrasında olgunlaşıp, soğuması sonucunda yerçekimi olaya girerek Evren’i daha kompleks ve de daha kompleks yaptı. Gaz bulutları soğuyarak, yıldızlar oluştu ve gezegenler yerçekimsel çöküşten evrildi. Sonuç olarak organik kimya hayatı ve dolayısıyla insanoğlunu mümkün kıldı. Bu nedenle daha önce iddia edilenin aksine düzensizlik artmak yerine azaldı. Perimete Enstistüsü Teorik Fizik Bölümü’nden yardımcı araştırmacı Flavio Mercati entropinin nasıl ölçüldüğünü tartışıyor. Entropi enerji ve sıcaklığın fiziksel boyutlarıdır, bu nedenle dış referans çerçevesinden ölçülür. “Bu evrenin alt sistemleri için yapılabilir, çünkü  evren o kadar büyüktür ki dışarıdan bir referans alınamayacağından bunları tanımlayacak bir nokta yoktur,” diyor Mercati. Peki bu entropi değilse, evrensel saati ileri doğru ne  kurmaktadır ? 
      

    ANALİZ: Yerçekim Dalgaları Yıldızların Parlaklığını Arttırabilir Komplekslik boyutsuzluğun miktarıdır, en temel formda sistemin ne kadar karmaşık olabileceğini tanımlar. Biri Evren’i incelediğinde kompleksliğinde doğrudan zamanla ilintili olduğunu, zaman işledikçe Evrenin giderek daha da şekillendiğini görürsünüz. “Araştırmamızda bu soruya bir cevap arıyoruz: Bu sistemleri bu kadar düşük entropiye sürükleyen nedir? Bunun cevabı yerçekimi ve yerçekiminin kaostan düzen ve kompleksliği şekillendirme eğilimi, “diyor Mercati. Mercati ve arkadaşları bu fikri test etmek için , oyuncak bir evrendeki parçacıkları simüle edecek bilgisayar modelleri yarattı. Simülasyon nasıl çalışırsa çalışsın, evrenlerin komplekslikleri zamanla daima artmasına karşın asla azalmadı . Büyük Patlamada, Evren en az kompleks haliyle başladı(düzensiz parçacıklardan enerjiden oluşan bir sıcak çorba misali). Sonra Evren soğudu ve devreye yerçekimi girdi, gaz kümeleri birleşerek yıldızları ve galaksileri oluşturdu. Evren merhametsizce daha kompleksleşerek, yerçekimi kuvveti bu kompleksliği arttırdı.                 
      

     ANALİZ : Brian Cox: Zaman Yolculuğu Kolay Gibi ! “Her çalıştığımız her çekimsel oyuncak modelde, ortalarda bir yerde çok homojen,kaotik ve şekilsiz bir hal özelliği var. Bu Kozmik Mikrodalga Arkaplanı’ndan evrenin oluştuğu plazma çorbasına çok benziyor. Sonrasında iki zaman doğrultusunda da , yerçekimi homojensizlikler geliştirerek, tersinmez bir yönde pek çok yapı ve düzen yaratmaktadır,” diyor Mercati. Evren olgunlaştıkça, alt sistemler yeterince izole olduğunda, diğer kuvvetler klasik zaman oku kondisyonlarını kuruyor ve düşük entropi alt sistemlerine baskın çıkıyor. Bu gibi alt sistemler örneğin;  dünyadaki günlük yaşam gibi entropi tarafından yönetilir ve termodinamik zaman okunu yaratır. Evrensel boyutların ötesinde , bizim zaman algımız gitgide artan devamlı bir komplekslikle işler ve entropi baskın gelir. Evren kompleksliği artan bir yapıdır. Evren birbiri arasında devasa boşluklar bulunan büyük galaksilerden oluşur. Uzak geçmişte birbirlerine daha yakın gruplardı. Bizim hipotezimiz, zaman algımız tersinmez komplekslikteki artış kanunun bir sonucudur,” diyor Mercati Perimeter Enstitüsü yayınında. Araştırmadaki bir sonraki adım gözlemsel kanıt aramak olabilir. Araştırma zamanda geriye yolculuğun imkansızlığının nedenlerini inanılmaz bir şekilde ortaya koyuyor Araştırma 




Referansı : http://journals.aps.org/prl/abstract/10.1103/PhysRevLett.113.181101